Kuşatma
“Kuşatıldım. Beni dinleyen ama anlamayan insanlarca. Aczimi gören ama yine de yüklenen hayvanlarca. Öyle dahice bir kuşatma planına da ihtiyaç yok bulunduğum coğrafyada. Şartlar ağır. Düşman günlerdir dışarıda. İçerdeyse huzursuzluk başladı bile.
Düşman diri… Daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum.
Yeter!”
Muhafızlar! Alın şu korkumu, tıkın zindana…
Ne kadar erzağımız kaldı? Biri derhal cevap versin bana!
- Bolca gururumuz, çok az umudumuz, bir miktar heyecanımız, biraz arzumuz var. Huzur çoktan bitti. Sabır da dün tükendi efendim…
…
Döküm ustasını çağırın buraya!
…
Bolca hayal dökmeni istiyorum senden, büyük hayaller ama… Sonra şehrin farklı sokaklarına bırak onları. Herkes görsün neler bekliyor bizi ufukta. Hayaller ayakta tutar bizi böyle zamanlarda…
Muhafızlar! Alın şu soytarı tereddütlerimi, uçurun kellelerini!
Zırhım nerede? En kirli kıskançlıklara bile dayanabilen ama en temiz sevgiden yapılmış zırhımı giydirin bana.
Ordum eksiksiz hazır beklesin dışarıda. Beni ben yapan bütün değerler olsun orada.
Birazdan aşağıya inip konuşacağım onlarla ama şimdi bir dakikalığına yalnız bırakın beni!
…
”Duygularım ve duyduklarım
arzularım ve sunduklarım
aldıklarım ve verdiklerim
hesabını veremeyeceğim bir sey yok.
belki düşerim bu sefer. belki de düşmem…”
…
Askerlerim! Benim bütün değerlerim!
Biliyorsunuz ki düşman uzun zamandır kapıda! Bizi yoketmek istiyor! Neye, niye saldırdığını bilmeden, hayvanca bir arzuyla… Uzun uzun konuşmayacağım. Hazırlanın mutlu sona!
Sizin arkanıza saklanmayacağım! Sizinle beraber savaşacağım. Korkmayın! Biz kazandığımız sürece, her düşen yeniden doğacak bir zaman sonra!
Simdi… Harflerin eritilerek döküldüğü, En güçlü ellerin dövdüğü, kızgın haldeyken su verilerek sertlestirilmiş, bir başka söze sürtünerek bilenmiş, kesmek icin, öldürmek icin hazırlanmış kelimelerimi getirin bana!
Haydi bakalım, görelim düşmanın nesi varsa!
