Sert Sessizlerin Yumuşaması – I

Bu tabiri ilk kez duyduğumda oldukça paniklemiştim. İlkokuldaydım…

Hala öylemi bilmiyorum ama o yıllarda sınıfta bir çok faili meçhul olay olurdu. Öğretmen sınıfa girer ve o meşhur girizgahı yapardı. ” Aranızdan bazı arkadaşlar…” diye söze başlar ve peşinden o tasvip edilmeyen olayı sıralardı. Yapan kişinin ortaya çıkması durumunda birşey yapmayacağını garanti eder ama verdiği bu söz, yapan kişiyi asla ikna etmezdi. Kimse “ben yaptım” diye ortaya çıkmazdı. “Bakın son kez soruyorum…” ile başlayan ikinci denemeden sonra öğretmenin en sevgili öğrencisi dayanamayıp arkadaşını ele verirdi. Bu konuyu bir psikolog ve sosyolog ile konuşmak isterim aslında. Öyle zor bir durumla karşı karşıya kalırsın ki bir anda ne yapacağını bilemezsin. Doğru tavrı seçmeye çalışırdım o çocuk aklımla. İki duruş arasında gidip gelirdim.
Bir yanda otoritenin temsilcisi öğretmenin tasvip etmediği bir olay
Diğer yandan arkadaşının satılması.
Daha tam olarak tanımadığım kendimle yaptığım iç konuşmalar da bunlara eklenirdi.
Ne kadar ağır bir yol ayrımıydı bu?
Hiçbir zaman öğretmenimin tasvip etmediği olaylara karışmadım ilkokulda ama hiçbir arkadaşımı da satmadım!

Olaysız bir güne başlamıştık. Zil çalınıp sınıflara girmemizle başlayan, öğretmenin derse girmesiyle son bulacak o kaos ortamındaydık. Sınıf başkanı bazı arkadaşlarımızın isimlerini tahtaya yazmıştı. İlk toplu yaşam denemeleri yapan ufacık çocuklardık. “Hain başkan” sadece ayakta ya da arkasını dönerek birbirleriyle konuşuyorlar diye insanları fişliyordu. Nasıl bozuk koşullarmış… Başkanlık kavramının oturduğu zemine bakar mısın? Böyle bir kültürle yetişip sonrasında nasıl başkanlar bekliyorduk ki? Ne kadar kötü bir şey olabilirdi ki konuşmak?
Ve kapı açıldı. Otorite içeri girdi…