Jan 26 2012

İyilik Güzellik – I

- Ben çiçekleri çok severim. Beni çok mutlu ederler. Bir dahaki sefere bana çiçek alır mısınız?

Kabul, her kadın çiçekleri sever ama onun gibi değil…

O günden beri, elimde çiçeklerle gidiyorum evine.

Tatlı kadın… İzin verse aşık bile olabilirdim. Altmışında bir güzel insan. Kocasını geçen sene kaybetmiş…

Bir röportaj için gitmiştim evine. Röportaj sonrası kapıda teşekkür ettiğimde, heyecanlı tedirgin bir ses tonuyla “Bu kadar mı?” demişti.

- Benim daha anlatacağım çok şey var. Lütfen yine gelin.

Anlamıştım. Yalnızlıktan sıkılmıştı. O tatlı sohbetini dinlemek bana ne kaybettirirdi ki? Yapacak daha iyi bir şeyim yoktu. Hem evim de yakındı. “Tamam” dedim. Haftada bir iki kere akşamları uğramaya karar verdim. Elim boş gittiğim bir kaç ziyaretimden sonra söyledi bu sözleri. Çiçekleri ne kadar sevdiğini…

- Öyle pahallı çiçekler istemem. Köşedeki çiçekçiye bana aldığınızı söylerseniz o size bir buket hazırlayıverir.

Altmış yılda hiç mi kirlenmez bir kadın? Hiç mi çirkinleşmez? Geri çevirebileceğim bir istek değildi bu. Doğrusu utandım. Bir kadını çiçek istemek zorunda bırakan kabalığıma kızdım. İki gün sonra, iş çıkışı, eve giderken elimde çiçeklerle çaldım kapısını. Dediği gibi yapmıştım. Köşede çiçek satan adamdan almıştım çiçekleri.

Çiçekçi de bir garipti. Parayı kabul etmedi. “Bu benden olsun, bir dahaki sefere  verirsiniz” dedi. Hiçbirşey anlamamıştım. Müşteriyi kendine bağlamak için geliştirilmiş bir taktik miydi bu acaba.

Kapıyı açtı. Oldukça özenli giyinmiş, hafiften bir makyaj yapmıştı. Çiçekleri görünce gözleri doldu.

- Aman Allahım ne güzel çiçekler bunlar! Çok teşekkür ederim.

Onun mutluluğunu görseydiniz anlardınız “Ben çiçekleri çok severim” derken ne demek istediğini.

Önce beni koltuğa buyur etti. Sonra, yaşına göre telaşlı adımlarla mutfağa gidip vazoya koyduğu çiçeklerle geri geldi. Yüzündeki tebessüm, yıllardır beklenen eski sevgiliye kavuşma anında görülebilecek türdendi. Benim gibi genç bir adama hizmet etmekten hiç gocunmadan, çayı ve kendi pişirdiği kurabiyeleri servis etti.

- Bir erkeği açken seni dinlemeye mahkum etmek ona yapılacak en büyük kötülüktür dedi gülümseyerek.

Kurabiyeler gerçekten çok lezzetliydi.

Hikayeler anlattı, dinledim. Yoğun duygularla geçen birkaç saatin ardından evime dönmek için kalktım. Bazen farklı bir yoğunluk kaplar ya içinizi, öyleydim. Hani hayatta bambaşka bir boyuta geçmiş gibi…

Kapıda ayakkabılarım giymeye hazır bir şekilde bana doğru çevrilmişti. Bu ne güzel bir gelenekti! Paltoma uzandı. Giymem için elinde tutuyordu. Bu yaşta bir kadının paltomu tutmasını kabul edemezdim ama ısrar etti. Reddetmek mi daha kibar bir davranış yoksa kabul etmek mi diye düşünürken kararlı bir tavırla “Bu evden hiçbir erkek paltosunu kendi giyerek çıkmadı” dedi. O paltomu tuttu ben giydim. O gün, bir garip sarıp sarmaladı yıllardır giydiğim o palto beni. Ayakkabılarımı bağlarken aynı telaşlı adımlarla mutfağa yöneldi.

- Bir saniye, bir saniye!

Küçük bir kese kağıdıyla geri geldi.

- Bir kaç kurabiye koydum. Evde çayla yersiniz.

Uzun zamandır kendimi hiç bu kadar özel hissetmemiştim. Birkaç güne tekrar görüşmek üzere, teşekkür edip ayrıldım.

 


Jul 13 2010

Son Kullanma Tarihi: 15.07.2010

“İlk günkü tazeliğinde!”

Sabah; Şarküteride alışveriş yapıyor. Herşeyin son kullanma tarihine bakan tiplerden. Elinde bir liste var. Galiba akşama biri davetli. Alacağı herşey belli ama her biri için oldukça uzun zaman harcıyor. Aldığı her üründen sonra tekrar listesine bakıyor. Yaptığı basit bir alışveriş değil; Öyle görünüyor ki akşam önemli biri geliyor.
Konserve bölümüne yöneliyor. Yine bütün reyonlarda yaptığı gibi birkaç tanesine göz atıyor. Sonra bir tanesini alıp göz hizasında tutuyor. Üstünde bu cümle yazıyor. 

Konserve ama ilk günkü tazeliğinde. Doğru olmadığını bildiği halde sepete atıyor.

Orada bulunma sebebim olan taze peynirin parasını ödeyip dışarı çıkıyorum. Biraz ileride, fırından yeni gelmiş, buram buram kokan, taze simit alıyorum. Kahvede yerim hazır. Günlük gazeteleri de alıp hemen geliyorum. Çay, simit, peynir üçlüsüyle kahvaltımı yapıyorum. Boşalan çay bardağımı alırken gelen “Tazeliyim mi?” sorusuna başımı sallayarak evet diyorum


Bu sabah bir tek ben akşamdan kalmayım ya da bir başka deyişle taze değilim. 

Düşünmeye başlıyorum: İnsan nasıl tazelenir? Her gün taptaze bebekler eklenir bu hayata ama, varolan insanı ne tazeler?  Hayatta bu kaç kere hissedilir? 


Bazen bir fikir tazeler insanı, bazen bir şarkı, bir şiir. Bazen biri seni tüketir, bazen de bir başkası çıkagelir ve ruhun tazelenir.

Karar veriyorum: Bir süredir bu hayatı sürdüren insanlar olarak biz, tüketilmemek için kendini kapatmış, ilk günkü tazeliğinde (!) konserveleriz. İlk günkü tazeliğinde (!) aşkımız, ilgimiz, sevgimiz. Oysa tazeyken tüketilmeli ve yeniden tazelenmeliyiz.