Aptal Karga
- Çok bastırmadan yazmaya çalış olur mu?
Yorulmuştu biraz. Elinde kahvesi, dalgın gözlerle camdan dışarıyı seyrederken aklına geldi ilkokul öğretmeninin bu tavsiyesi. Sonra, kısa bir süreliğine ilk ders gününe kaydı aklı. Allahım, nasıl bir gündü o! Önlükler, içlerinde çocuklar; tebeşirler ve onları tutan usta eller, diğer adıyla öğretmenler; fişler, abaküsler, kalemler, defterler ve daha neler neler… Bütün bunları yabancılamayan tek kişiydi öğretmen.
Yazmaya çalışırken öyle bastırıyordu ki sürekli kaleminin ucu kırılıyordu. Yazmak ne zor şeydi öyle…
Yaşadığı hayatı düşündü. Yaşadıklarıyla doldurduğu bir defterdi hayat. Ve ne zaman bir şeyleri bastırarak yazmaya kalksa hep ucu kırıldı kaleminin. Bazı yaşanılanları silmek istese de öyle bastırmış oluyordu ki bir şekilde izi kalıyordu. Silmemeye, silinmeyen kalemlerle yazmaya karar verdi sonraları. Nasıl olsa bir şekilde izi kalıyordu hayatın ve üstüne yazmak yeni yazılanı çirkin gösteriyordu.
Bunları düşünürken bir karga takıldı gözüne. Bir kavanozun dibindeki yiyeceğe ulaşmaya çalışıyordu. Bir belgesel izler gibi izlemeye başladı karganın maceralarını. Bir anda onun dünyasında yaşamaya başladı.
Böyle birisiydi işte. Şu an onun için dünyada bir o, bir de karga vardı. Kahvesinden bir yudum aldı. Karga da isterdi onun kadar kolay ulaşmayı yemeğine ama olmuyordu. Sekerek kavanozdan uzaklaştı. “Galiba pes etti.” diye geçirdi içinden
Hayır, pes etmemişti! Gagasıyla biraz ilerideki dal parçasını kavradı. Sonra tekrar kavanozun yanına geldi. Bir kaç başarısız denemeden sonra usulca öğlen yemeğini kavanozdan dışarı çekti.
Şaşkın, bakakaldı. Sonra kahvesinden bir yudum daha aldı. Tekrar karamsarlık kapladı içini:
“Aptal karga! birazdan gaganda yemeğinle bir dala konacaksın. Oradan bir tilki geçiyor olacak. Sana sesinin ne kadar güzel olduğunu söyleyecek. İnanıp ‘gak’ diyeceksin ve yemeğini tilki yiyecek.”
Öyle ya masal böyleydi. Hayat da…
Aslında kızdığı karga değil kendisiydi. Hayatım dediği o defteri aptallıkları ve hep inandığı o kurnaz tilkilerle doluydu.
Sinirlenmeye başladı. Hayat bu muydu yani? Bu muydu çocuklarımıza öğrettiğimiz. ‘Güzel sözlere, iltifatlara inanma, yoksa peynirini tilki yer.’
“Bravo biz koca koca insanlara” diye geçirdi içinden.
Üzüntüsü, şaşkınlığı, öfkesi geçti…
Hayat bu değildi. Ama buysa da, aptal karga olmak kurnaz tilki olmaktan yeğdi. Yanlış olan tilkiydi, o güzel söze inanan karga değil… Kendini sorgulamayı bıraktı. Tilkiye hakkını teslim edip hayat defterinde yeni bir sayfa açmak istedi ama yapamadı. Parmakları kupkuruydu. Bir türlü tutup çeviremedi o eski sayfayı. Sonra tekrar kargaya baktı ve gülümsedi… Kuru parmaklarını diliyle hafifçe ıslatıp çevirdi sayfayı.
Hiç birşey yazmadı o gün ama yarın yazmaya devam edecekse kaldığı yer belli olsun diye avucuyla iyice bastırdı defterin cilt yerine…
Kargalar oldukça zeki ve uzun yaşayan hayvanlardı ama masal nedense aptallıklarına vurgu yapmaktaydı.

