Ölüm Tarlası
Ölülerin ekildiği bir tarla burası. Bilinen adıyla mezarlık…
Tedirgin adımlarla ilerliyorum taşların arasından. Sessizlik, insanı rahatsız edecek boyutta.
Başım dönüyor. Biraz duruyorum…
Bu kadar ekinden filizlenen oldu mu acaba?
Tohumu ölü insan olan bu ekimin meyvesi ne olabilir ki?
Hayatımın son senesi bu soruların cevabını kovalayarak geçti. Kimilerinin kolaylıkla varsaydıkları şeyler, beni bir türlü tatmin etmedi. Başka cevaplar aradım; Bulamadım.
Ve işte geldim; Yanıbaşındayım.
Anlatılacak özel birşey yoktu sana dair ama yaşanılması o kadar keyifliydi ki…
Biz senin ölümünü ektik geçen sene bu zamanlar. Bir senede neyi biçecektik ki.
Yokluğun, yoksulluğumdu geçen sene…
Yanağını avucumun içine yatırışın geliyor aklıma. Gözlerini mutlu bir şekilde kapatışın. Avucumda bulduğun huzur… Sonra aynı avucumdan üstüne döktüğüm toprak.
Tatlı bir kaşıntı yapıyor sensizlik… Misafir gelecek derler ya, sen geleceksin sanıyorum; Gelmiyorsun.
Başım… Fena dönüyor. Cümleleri toparlamakta zorlanıyorum…
İyisi mi hemen konuya gireyim:
Silahımı getirdim sana. Seni öldüren herkes gördü bu silahı. Konuşmak istediler, fırsat vermedim.
Öldüler ama hiç iyi hissetmedim.
Hayatımın son bir senesi ölümden sonrasını arayarak geçti. Birkaç varsayımdan öte hiçbirşey yok elimde…
O yüzden bu iş henüz bitmedi. Ötesi varsa eğer, onları orada da öldüreceğim.
Yanına gelebilirmiyim bilmiyorum ama beni tanıyorsun, her yolu denerim.
Silahın kabzasıyla avucumu kaşıyorum. Seninle geçirdiğim birkaç güzel anı koyuyorum gözlerimin önüne…
Uzatmaya gerek yok, ölüyorum…
Elmayı yiyen ademe mi söveyim, beni kapıda bekletecek tanrıya mı bilmiyorum. Sonuna kadar gideceğim bir yolculuğa başlıyorum…
